Pek çok yaban hayvanı için kendi doğal ortamları insanlara yakın olandan daha güvenlidir. Bu bakımdan yaban hayvanlarının kendi yaşam alanları üzerindeki egemenliklerine saygı duymamız ve onların bölgelerini işgal ve tahrip etmeye direnmemiz gerekir. Vahşi hayvanlara baktığımızda doğal ortamlarında özgürce hareket ederek hayatlarını idame ettirdiklerini görürüz. Evcil yaşamda ise insan, hayvanların yaşadığı çevreyi, beslenmelerini, üremelerini denetim altında tutar. İnsan merkezli yaşam tarzı sayesinde hayvanların evcilleştirilmesi, avlanma, doğal kaynakların kontrolsüzce tüketilmesi, ormanların yok edilmesi, toprak alanların uygunsuz kullanımı ile ekolojik dengenin bozulması, birçok türün neslinin tükenmesi ve maalesef yeni türlerin ve yeni ekosistemlerin oluşması kaçınılmaz hale gelmiştir.
Beslenme, korunma ve neslin devamını sağlama tüm canlıların temel fizyolojik ihtiyaçlarıdır. Bununla birlikte doğanın ve ekolojik dengenin korunması, insanlar kadar bu dünyayı birlikte paylaştığımız diğer canlıların da en temel hakkıdır.
Doğal ortamda meydana gelen artıkları, doğal olduğu için çevrenin temizliğini yapan böcekler, kurtlar, kuşlar bunları kendi besin zincirlerinde kullanarak yaşamlarını sürdürür. Böylece hem çevreyi temizlemiş olur hem de ekolojik dengenin düzenli şekilde devam etmesini sağlarlar.
Diğer taraftan tahrip olan ekolojik denge ile birlikte, içinde barındırdığı değerler de yok olmaktadır. Bir canlının doğal olarak yaşayıp neslini devam ettirdiği yer, o türün doğal ortamıdır. Günümüzde bu alanların insan marifeti ile tahrip edilmesi içindeki canlı türlerinin neslinin tükenmesi tehlikesini beraberinde getirmektedir.
Bunun yanında insanoğlu zaman içerisinde, zarar verdiği doğaya muhtaç olduğunu anlamaya başlamış, doğayı, çevreyi ve hayvanları korumak için hukuki düzenlemeler yapmaya yönelmiştir. Bu anlamda dünyada ve ülkemizde doğal yaşamı, yaban hayatı ve ekolojik dengeyi koruyacak kanun ve yönetmelikler çıkarılmış ve uluslararası sözleşmeler kabul edilmiştir. Bütün bu kanun ve yönetmeliklerin temel aldığı ve insan türü ile diğer türler arasındaki ilişkiler konusunda felsefi bir tutumun ifadesi olan “Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi”, bütün hayvanların yaşam önünde eşit doğdukları, türlerin doğal denge içinde yaşama hakkına sahip olduğunun altını çizmiştir. Özetle bu bildirgeye göre bu dünyada “var olmak” başlı başına zaten bir haktır, hayvanların da özgürce yaşama hakkı vardır ve onların acı çekmesi insanların acı çekmesi kadar önemlidir.
Özetle, dünyamız insanlara ve diğer canlılara ev sahipliği yapmasına karşın, insanın, diğer canlılara kıyasla daha gelişmiş olan biyolojik özelliklerini kullanarak doğanın bütün kaynaklarını sahiplenmesi nedeniyle diğer canlıların yaşam alanlarını yok ettiği ve biyolojik çeşitlilik anlamında büyük bir tehdit oluşturduğu bilinen bir gerçektir. Bu anlamda insanoğlu, antroposentrik yaklaşımlarını biyosentrik yaklaşımlara dönüştürmediği sürece kısa vadede hayvanlar gibi gözükse de uzun vadede kuşkusuz insanlar mağdur olacaktır. Zira insan türü, hayvan sömürmeye bağımlılığını azaltıp onların doğal ortamlarını yok etmeye son vermedikçe bu gezegende hayatta kalamayacağı gün gibi ortadadır.
Dr. Didem Bacanlı